TESEDDÜR HAKKINDA

       Bismillahirrahmanirrahim

 

Allah'ın selam ve rahmeti magrifet ve bereketi hepinizin üzerine olsun.Merhaba canımdan çok sevdiğim kardeşlerim.Hizmet arkadaşlarım vefadar vefakar ihvanlarım.Güzelliğin Efendisinin cemaliyle güzelleşmiş sevgili kardeşlerim bir nice zamandır ayrı kaldık.Doğrusu bu ayrılık bizi üzüntülere boğdu.Her gün ve her gece acaba vuslat gelecek mi,vuslat ne zaman acep?" diyordum.İşte bu gün burada sizinle bu vuslatı solukluyoruz.Merhaba benim aziz kardeşlerim.Ümmeti Muhammedin Gülleri,Sevgili Efendimizin Ümmeti,İbrahim a.s.mın milleti meleklerin imrendiği,peygamberlerin bile olmak istedikleri ümmetin fertleri.Hoşgeldiniz.Bu sohbettede bu acize kulak veriyorsunuz.Vallahi her sözümü sırf Allah için söylüyor ve ihvanlarımın sevdikleri Efendilerine en güzel şekilde intikal etmeleri için çabalıyorum.KİMSE ATEŞTE YANMASIN DİYE.Kimse cehenneme gitmesin diye.Haydi ihvanlarım uzatın manen ellerinizi.Verin kalbinizi hakikatlere.Şimdi kulağınız bizde.Yüreğiniz uyuyan bir kuş gibi.Sukut ve sukunet içinde aynı masume bir bebek gibi.Haydi  haydi canlar.Ümmetimizin Fatımaları Alileri Bekirleri Osmanları Hasan ve Hüseyinleri cehenneme gitmesin diye.

 

Geçen Sohbetimizde Ahzap Süresi'nin 39 ila 59 ayetlerini izah etmiştir.Yani tesettürün mümin erkeklere ve hanımlara farz olduğunu ve tesettürün toplum içindeki gerekliliğini,tesettürsüzlüğün getirdiği felaketleri,tesettür ile birlikte müslümanda olması gereken bir kısım hal ve hareketleri,mesture olmanın büyüklüğünü,gençlerin serkeşlikleriyle kadınların yüzsüz yüzünden çıkan ahirzaman fitenesini dilimiz döndükçe izah etmiştik.

 

Şimdi bu sohbetimizi daha bir derinleştirip bir çok cihetle yeniden ele alacak öncekindeki eksik kalan söylemeyi unuttuğumuz yerleri şimdi tam tamamlayıp anlatacağız inşallah.Kusurlar şahsımındır.Bir güzellik varsa Oda Kur'anındır.Efendimizindir.Kardeşlerimin ihvanlarımın imanımı muhafaza ettiklerinden dolayı onların ahlaklarından onlarla olan sıkı beraberliğimizden gelen hizmet kokularıdır,rayihalarıdır.Allah Kur'anı Azimüşşanı yeryüzünden kaldırmasın.Zira Kur'an yeryüzünün aklıdır.O giderse hayatta biter.Toplumda gider.İşte koca alem sadece lisanen onun mahrumiyetinden üzülüyor.Onu unutanlara küsüyor.

 

 

"OnlaR Allah'ı unuttular Allahda onlara kendilerini unutturdu."

 

Allah bize gören göz işiten kulak ve bu hakikatleri idrak eden bir akıl ve kalp versin.Zira yoksa biz gafillerden,hüsrana uğrayanlardan oluruz.Mevlam muhafaza etsin cümle ümmet-i Muhammedî (a.s.m)..

 

Risale-i Nur Külliyatından Yirmi Dördüncü Lem'a Tesettür Risalesi.İkinci Hikmet

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Elhamdülillahi rabbil alemin vesselatu vesselamu ala resülüne Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim amin velhamdülillahi rabbil alemin.

 

Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor.

 

Yani sadece dunya ihtiyaçlarını gidermekten ileri gelmiyor.Buna üç cihetle bakabiliriz.Birisi dünyevi ticareti noktada,birde cinsel yönden fıtratın getirdiği yakınlık itibariyle,birde uhrevi noktadan bakabiliriz.ileride bu konuya daha açıklık getireceğiz.

 

 Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir.

 

Bir hanım sadece dunyevi zevkler için kocası ile dunyevi saadet ve lezzet için evlendirilmemiştirki.Bunda uhrevi neticeler ve gayelerde vardır.Bunda gizli bir rıza-i ilahi vardır.

 

Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.

 

Eğer Allah'a kul olursa ve kötü yollara sapmazsa,dalalet ve sapıklıklardan uzak olursa ebedi bir eşi kazanacak.O eşi bu dunya hayatında dunyanın her merhalesinde sıkıntı ve meşakketinde ona ensar olduğu gibi sırat yolculuğu boyunca ona enis bir arkadaş olacak.Belki ayağı kaydığı dakikada onu tutacak beraber cennete girecekler inşallah.Öyleki eğer her iki eş birbirlerini sadece Allah rızası için sever dinin yücelmesi için çaBALAR VE HELAL DAİREDEN AYRILMAYIP BİRBİRLERİNİN NEFİS HAKLARINI VERİRLERSE Kİ BU DAHİ SADAKADIR o kimseler cennetin en güzelleri olacaklardır.Cennetin yüksek mertebeleri onları beklemektedir.Ve o kadın beyinin karşına öyle çıkacakki öyle güzel bir halde o mümin o iştahla baka durduğu bütün dünya kadınlarından daha güzel olan o hurileri unutacak gözleri Allahın ona verdiği cemalde dalıp gidecek inşallah.Sizde o bahtiyar zevc ve zevcelerden olmak istermisiniz.İsterseniz kapı açık nikah edebiyle çalıp bismillah ile girmeyi bilmek gerek sünnetle kur'anın diliyle derdimizi anlatmak gerek.

 

Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine (güzelliğine) celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir.

 

Erkek fıtrat olarak nisa taifesini her zaman kıskanır kadında erkeği.Bu Allahın onlara koyduğu garip bir latifedir can kardeşlerim.Fakat yerinde kullanılırsa hizmet, yerinde kullanılmazsa zillet olur.Allah bizi zilletten kurtarıp hizmete ulaştırsın.Bir erkek için en büyük hezimet hanımının kendini başkalarına göstermesidir.Yani erkeğine mahsus mahremiyetini namahremlerine açamasıdır.Zaten toplumumuzda bunun çok farklı tezahürleri görülmekte.Sevgili katliamları anne kardeş katliamları.Hepsi işte bu iman eksikliğinden kaynaklanıyor canlar.

 

Meymûne Saad radıyallahu anha Tirmizi'nin eserinde Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in  şöyle buyurduğunu rivayet ediyor;

"Kendi ailesinden başkası için süslenen gururlu kadın, kıyamet gününde karanlık gibi nursuz kalacaktır."

 

Var sen düşün kardeşim kazanmak ve kaybetmek davası açılmış.İki yol istediğine intihab edebilirsin.

 

 Madem mü'min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

 

Hem Refika-i hayatına muhabbetin, madem hüsn-ü sîret ve maden-i şefkat ve hediye-i rahmet olduğuna bina edilmiş. O refikaya samimî muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddî hürmet ve muhabbet eder. İkiniz ihtiyar oldukça o hal ziyadeleşir, mes'udâne hayatını geçirirsin.

 

Mesela o ihtiyare eşine bakar ve derki;"Zahiren eşim çirkinleşmiş ihtiyarlaşmış ve güzelliğini kaybetmiş.Fakat şefkat ve hüsn-isireti hakiki güzelliği ebedidir.Öz bakiyse kışırların gitmesi beni üzmez.Ben onun ebedi güzelliğine meftunum."der.O masume ihtiyaresine güzel bir huri nazarıyla bakar.

 

Yoksa,hüsn-ü surete muhabbet nefsânî olsa, o muhabbet çabuk bozulur, hüsn-ü muaşereti de bozar.

 

Duyuyoruz ebedi saadeti elde edemiyen ve daha gaflet uykusundan uyanmamış ihtiyar kadın ve erkekler bu iman şuuruna eremedikleri için kendilerini aldatan, gözleri maddiyatlarında olan kadınlarla,erkeklerle evlenmeye kalkışıyorlar.Allah muhafaza.Cenab-ı Hak toplumumuzu böyle iki kısım insanlardan korusun ve birbirlerini Allah için seven aşıkları yeşertsin inşallah.

 

Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.

 

Sevgili kardeşlerim hep diyoruzya bu nurlu sözlerin altında her zaman ya bir ayet ya bir hadis gizlidir.Üstad Hazretleri aslında bu söz ile şu hadisi kastediyor.

 

Hani Efendimiz s.a.v diyorya "Bir kadın ile nesep,mevki,servet ve diyaneti için evlenilir.Siz en başta diyanetini seçiniz."

Burada Efendimizinde bir uslup güzelliği var en iyi ve en dikkat çekeni ve mertebe mertebe en güzel olanı en sona bırakıyor en son söylüyor.Evet bir eş kufv noktasında diyaneti için en başta tercih edilir.

 

Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

 

Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvâya girer.

 

Kulağımıza gelen güzel haberlerden biride şu ki bazı hanım kardeşlerimiz beylerine ve beyefendi ihvanlarımızda hanım kardeşlerimizi bu istikamet yoluna sevkediyorlar.Allah razı olsun.Ebedi dostluk hazinesini kazanıyorlar ne mutlu onlara.Allah bizide onlardan etsin.

 

Kur'an-ı Kerim'de: "Ey Peygamber!.. "diye başlıyor ayet yani ilk muhatap siz erkekler,beyler efendiler babalar erkek kardeşler ilk hitap size,ilk mesuliyet sizin omuzlarınızda diyorki;

" Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp ezâ edilmemelerine daha uygundur." hükmü beyan buyurulmuştur.

Bu ayet-i kerime'de örtünme ile ilgili olarak geçen "Celaib" kelimesi, "Cilbab'ın çoğuludur. "Cilbab"; müfessirlerin ittifakına göre; tepeden tırnağa giyilen tek parça elbisedir. Nitekim ayet-i kerime'nin nüzûlünden sonra mü'min kadınlar siyah çarşaflara bürünmüşlerdir. Yine Kur'an-ı Kerim'de: "Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, zinetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısmı müstesna. Baş örtülerini yakalarının üstüne (Kapayacak surette) koysunlar" hükmü beyan buyurulmuştur.

 

Bakın sevgili kardeşlerim hitap an beyan.Bazı kardeşlerimiz bilmiyorlar mı?Yoksa işlerine mi gelmiyor anlamıyorum?Hep bu tesettür noktasında yanlış yapıyorlar.İnsanlar tesettüre uyacaklarına tesettürü kendilerine uyduruyorlar.

 

İlk ayyette kadınlar evde giydikleri elbiselerinin üzerine birde örtü geçirmeleri gerektiğini ifade ediyor.Yani bir hanım evde giydiği elbiselerle dışarı çıkamaz.Fakat halimiz pek yamandır kardeşlerim.Evde giyinecek elbiselerle sokakta turlar atıyoruz.Oysa bir hanım veya erkek utangaç olmalı pencereyi kapıyı açsa tesettüre girmeli biraz gerice durmalı.Önce kim olduğunu sormalı.Tesettüre yani ahlak yönünden gelecek bütün zararlara karşı dinimiz bizi böyle setrederken nasıl bir cesarettirki insan evde giyilmesi sadece haremi ve mahremleri içinde bulunması gereken hallerle dışarıya çıkıyor.Bunun içinde iki hal yatıyor.Birincisi imkansızlık diğeri ise cahilliktir.

 

Birincisi izale edilebilir.Eğer ihtiyacını yani örtüsünü alması için imkan sağlanmıyorsa ailesi başta olmak üzere bütün müslümanlar mesuldür.Eğer tedarik edilme imkanı varda o bu halle dolaşıyorsa mesuliyeti onun boynunadır.

 

İkincisine gelince eğer bilmiyorsa bunun yanlış ve günah olduğunu mesul değildir.Amma şuan ki toplumda ve bir insan kendine bakarak akledebilirki bu halimle dışarı çıkmam yanlıştır.Hemen bunu düzeltmeliyimm."Eğer bildiği halde düzeltmiyorsa mesuldür mesuldür mesuldür canlar.

 

Bizim dinimiz tesettüre bu kadar riayet ediyorsa bu kadar incelik gösteriyorsa onun mükafat ve mücazatı o denli büyüktür.Tesettürlü hanımlar tesetürlerine riayet etmeyip özen göstermezlerse nasılki cezası azimse tesettürlerini giymeyen kendilerini açıktan açığa insanlara teşhir eden erkek ve hanımların hali nice olur varın siz düşünün canlar!.

 

Sonra garip bir halde şudurki;Kur'an-ı Kerim ziynet yerlerini gizleyeceksin örteceksin diyor.Oysa kadınlar buna azami derecede taviz veriyor.Tabiri caizse eski cahiliye kadınları gibi tesettüre giriyorlar.Ellerinde olsa onu bile atacaklar sanki.Sonra gazetelerde boyboy haberler.Ne oldu Anarşi şehre indi,kadının elini kesmişler bıçaklamışlar ziynetlerini çalmışlar,motorsikletli gençler kadının çantasını çaldılar.İnsafsızlar çantasını çalan kadını bir müddet sürüklediler.Pazarda sokakta çantalarından paraları çalınanlar.

 

Tesettüre giren bir insan takva ve tedbirden dolayı çanta ve eşyasını settaresinin içine saklar,ziynetini gizler.Kötü nazarlara fırsat vermez.Tabiki bu tedbir ve takvadan mahrum bir beşeriyet bu acıları çekmeyede müstehak olmuş.

 

İlerliyen sohbetlerimizde bu eksiklik ve yanlışlıklara dahada açıklık getireceğiz ki insanlar olaki yanlışlıklarını düzeltir terbiye-i islamiyye ile sırat-ı müstakimde ilerlerler.

 

Sevgili kardeşlerim İmam-ı Kasani: "Yabancı bir kimse; kendisine namahrem olan yabancı bir kadının bedeninden el ve yüz hariç, hiçbir yerine bakamaz. Çünkü, Allahû Teâla (cc) "Mü'min erkeklere söyle; gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar" (En Nûr Sûresi: 30) buyurmuştur. Ancak meydanda olan zinet yerlerini, yüz ve ellerine bakmaya Allahû Teâla (cc)'nın şu kavliyle müsaade edilmiştir: "Onlardan meydanda olan müstesna". Bu ayetten murad zinet yerleridir. Meydana çıkan zinet yerleri ise; yüz ve elleridir. Kühül (sürme çekmek) yüzün zineti, yüzük ise elin zinetidir. Çünkü kadın alış-veriş ve dünyevi işlerinde yüzünü ve ellerini açmak zorundadır. İşlerini ancak onları izhar etmekle başarabilir. Öyle ise onları açmakta zaruret vardır. Bu, İmam-ı Azam kavlidir" hükmünü beyan ediyor. Dürri'l Muhtar'da: "Genç kadının, erkekler arasında yüzünü açması menedilir. Fakat bu avret olduğu için değil, fitneden korkulduğu içindir" hükmü kayıtlıdır. Dolayısıyla kadın için tesettür "Farz-ı Ayn"dır!.. Kocası; kadının örtünmesini emrettiği zaman (meşru bir emir olduğu için) itaat etmesi zaruridir.

 

Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.

 

 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Herhangi bir kimse; yabancı bir kadının eline dokunmaya bir zaruret olmadığı halde dokunursa, o kimsenin eline kıyamet gününde ateşten bir kor bırakılır"buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyle kocanın, karısından başkasına (yani kendisine nikâh düşen başka bir kadına) dokunması haramdır. Molla Hüsrev: "Bir erkek, bir kadını tedavi etse, zaruret miktarı o kadının hastalık yerine bakabilir. Uygun olan erkek tabibin, tedaviyi başka bir kadına öğretmesidir. Çünkü cinsin cinse bakması daha hafiftir. Görülmez mi ki!.. Öldükten sonra kadını kadın yıkar, erkek yıkamaz"buyurmaktadır. Sonuç olarak; gerek koca, gerek karı, İslâmi hududlara riayet noktasında titizlik göstermek zorundadırlar.

 

Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

 

Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.

 

Evet bu hadisede toplumumuzda çok tezahür ediyor.Evlenmek için tesettür gibi kudsi bir hakikati bırakıp cüz'i dunyevi zevklere Allah varedeni sahibi olduğu halde sahibinden küsüp meyledenlerin kulakları çınlasın.Yazıklar olsun o kimselere ki sevdiği eşini Allahın yolundan iterek şirke düşüyor bilmeden.Hem ebedi arkadaş olma nimetini kaybediyor.

Yine duyuyoruz ki bir kısım hanım kardeşlerimiz bu islami hizmetlerle gerek ihvanlarımızın hizmetleriyle gerek şahsi çalışmalarıyla kalplerinde parıldıyan iman nuruyla büyük bir pişmanlık duyup tesettüre girmek istiyorlar fakat evlendiği eşleri müsade etmiyor.

Şimdi o müslümana dönüp diyorumki; Bey Efendi ne demek.Bir kimseye eş olmak ne demek.Daha doğrusu sen nikahı anlayamadınki nikah ne demek.Anlatayım istersen

 

Evet kadın yaratılış bakımından gayet nazik ve nazenin yaratılmıştır canlar.Bir takım şeylere erkekten daha ziyade mukavemetsizdir.Ftıratlarındaki şefkat onları birilerinin himayelerine sığınmaya sevkediyor.Yani beyleri olan zevclerinin himaye ve muhafazasına.Kurban olayım ben islama.Kurban olayım ben rabbime kurban olayım ben muhammede getirdiği hakikate.Ne güzel bir kanun yarabbi.Nikah gibi ulvi bir vazifeyle bir bey sahibi olduğu hanımını kanatları altına alıyor ve ona karşı gelecek her türlü çirkin davranış ve hayasızlıklara set oluyor bütün insanlığa hitaben bu benimdir.Hanımdır şuandan itibaren biline.Daha bu mahremime kimse ne girebilir ne el sürebilir.Çağımızın gençlerinin ve hanımlarının hanım kardeşlerimizin kulaklarına küpe olsun.Sahici küpe takacaklarına bu hakikat küpelerini taksınlar ruhlarına,manevi kulaklarına.

 

Sen tesettüre girmek isteyen hanımına müsade etmiyorsan o zaman ona gerçek eş olmıyorsun anlamına gelmiyormu bu?Bunu ben demiyorum hakikat diyor.İstersen akıl süzgeçinde tart.Bir düşün müslüman kardeşim.Eşin kimin için örtünecek.Senin için.Allah diyorki eşinden başkasına gözükmeyecen.Allah senin için eşini sana hizmetkar yapıyor.Şu vucudunu kimseye göstermeyecen diyor.Senin mahremin erkeğin diyor.Sen senin himayene sığınan senin ile kalbi atan bir masumeye böylemi karşılık veriyorsun.Yazık sana yazık kardeşim.Uyanmak gerek,geç kalınmadan.

 

Demek ki Bir kimse eğer hanımını bile bile bu hakikati anladığı halde teşhir ediyorsa demekki o kimsede eş sıfatı namına bir şey kalmamış ve o kimsede nikahta yoktur canlar.

 

Yusuf Kerimoğlu Hocamızın İslam İlmihalinde şöyle bir ifade vardır.

 

ÇIPLAKLIĞI ŞEYTAN TAVSİYE EDER:

 

Demekki bir kimse eğer çıplaklığa rıza gösteriyorsa o şeytana hadim olmuştur,onun talebesi olmuştur.Zaten Şeytan ilk insanları ilk anne ve babamızı tesettürlerinden yakalamadı mı?Onlar tesettürlerinin açılmasından dolayı cennetten mahrum kalmadılar mı?Hem sadece kadının değil bu ayetler erkeğinde tesettüründen bahsetmekle onlarında bu mesuliyet çerçevesine girdiklerini izah eder.

 

Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey Ademoğulları!.. Şeytan ana ve babanızı, avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sakın size de bir fitne (tuzak) kurmasın!.. Çünkü o da; kabilesinden olanlar da sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerlerden muhakkak görürler. Biz şeytanları iman etmeyeceklerin velileri yaptık" hükmü beyan buyurulmuştur.

 

Müfessirler; "Şeytanın; Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'ya, nasıl bir tuzak kurduğu ve onları elbiselerinden soyduğu, bu ayette izah edilmiştir. Aynı zamanda bütün insanlara; şeytanın kuracağı bu tuzaklar karşısında, hassas olunmasının tavsiye olunduğu muhakkaktır. Şeytan ve onun görünmeyen yardımcıları, daima işbaşındadır." demek sûretiyle; avret yerlerini açmanın, şeytanın vesvesesi ile alakalı olduğunu beyan etmişlerdir. Günümüzde; şeytanı kendine "velî" edinen siyasi otoriteler, kadınların tesettüre riâyet etmelerine bile, müdahale edecek derecede çılgınlaşmışlardır. Ayrıca "Güzellik yarışmaları" adı altında; kadınların soyunmalarını teşvik etmektedirler. Bu şeytanın askerlerine karşı direnen müslümanlar ise; hakârete uğramakta ve hapishanelerde ömür tüketmektedirler!.. Gördükleri işkence ise, kelimelerle anlatılabilecek cinsten değildir. Kafirlerin iktidarda olduğu ve küfür ahkamının uygulandığı bütün memleketlerde, durum aynıdır.

 

Üstad Hazretleri Bediüzzaman Hazretlerini eski şehir hapishanesine atıyorlar.Türlü türlü eziyetlere düçar oluyor.Belkide kasten olsa gerek diyorum hapishanesinin penceresi lise mektebine bakan hücreye koyuyorlar.Bir cumhuriyet bayramında üstad hz.leri onların elli sene sonraki hallerini görüyor.Bu ne şefkat ki ya rabbi zevkü sefaya dalmış bu genç kızların haline üstad ağlıyor.Bir kısım şeytani fikirliler kendi zevk ve lezzetlerini tatmin etmek dinin koyduğu yasakları kaldırmak için bediüzzaman gibi islamın izinden giden her müslümanı engellemeye ve biz hayatın her çeşit lezzet ve zevkini tatmak ve tattırmak sözünü ifade etmek istiyorlar.Böyle kim hakkı söylemek isterse onu söndürmeye ve yok etmeye,sindirmeye çalışıyorlar.AmA HAKİKAT GÜNEŞİ SÖNMEYECEK.Gelecek nesil islama surur-u kalp ile teslim olacak biiznillah.

 

Bu soıhbetimizin ilk babına böyle nihayet verirken ikinci babına geçiyoruz.Bize kulaK verip bizi dinlediğiniz için size kalben çok teşekkür ederim.Hakkınızda dua eder selam ederim.İnşallah kırıcı bir söz söylemiyoruz.Biz hakikati söylüyoruz arkadaş hakikat böylediyor.Biz ancak bir lisan oluyoruz,bir diliz.Siz hakikati dinleyin canlar.

 

Hem bu bir ameliyat-i imaniyyedir.Bu hakikat tedavisinden sonra salih müslümanlar olarak günahlardan kurtulup gaflete karşı tedbir alarak yeniden doğmuş gibi olacaksınız.İmana hizmet etmek Allah'ın yolunda gitmek onun yolunda helal bir yuva ve aile kurmak ve bela sıkıntılara sabredip her türlü hale rağmen mutluluğunuzu bozmadan ailenizi sürdürmek ve birbirlerini Allah için sevmek o kadr güzelki.Ne mutlu bunu bilenlere  ve bunu yaşama yolunda ilerliyenlere.

 

 

ÜÇÜNCÜ HİKMET

 

Bir ailenin saadet-i hayatiyesi(hayatının mutluluk içinde devam etmesi), koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile (birbirlerinden emin bir şekilde anlaşmaları) ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor.

 

Toplumumuzda bu iki eksikliği tezayüdü yuvaları yıkıyor sevgileri acılaştırıyor.Bir hanım ne olursa olsun erkeğinin yanında başkasını övmeyecek ve onunla yaşadığı özel halleri mahrem dairede setredip saklayacak.Buda tesettürün bir cüzüdür.Ve bir erkek ne hanımının yanıdna başka kadınları övecek nede yaşadıkları özel halleri başkalarına anlatacak.Kim yaşanan her sıkıntısını ve yaşadıkları muhabbetleşmelerini başkalarına teşhir ederse Allah o karı ve kocaya lanet eder.Bir kimse yatak odasına üçüncü bir kişi dahil etmesi kadr fena bir şey yoktur.İşte yaşanılanı anlatmak böyledir.

 

 O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir.

 

Şunuda izah edelimki bir erkek hanımına en güzel şekilde hanımlığınmı yaşatacak ve bir hanımda erkeğine en güzel şekilde hizmet edecek.İki nefis birbirinden tam manada razı olursa gayrına meyletmez.Hanımı için ondan daha güzel bir delikanlı ve erkek içinde ondan daha güzel eş olmaz dedirtir.

 

İnsan, hemşire misilli mahremlerine (yani kız kardeşlerine) karşı fıtraten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki(yani aralarında kan ve karındaş payı olduğundan) şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı (cinsel meylini)kırar. Fakat bacaklar gibi şer'an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir!

 

Evet bir kimse kendi mahremleri dairesinde bile bilmeden tesettüründeki dikkatsizliğinden dolayı günaha girebilir.Mesela bir hanım kardeşimiz erkek kardeşi yanında bacaklarını açıp oturamaz. Zira bu üstadımızın dediği gibi nefsin gayrete gelmesine sebep olabilir.Her ne kadar bir mahremiyet bile olsa o bile bir sınıra kadardır.Bunun olması (yani mahreminin yanında bir kısım haram olan şeylerin helal sayılması) hanım kardeşlerimize ve ailelerine bir hürriyet ve sadettir,sıkılıp usanmamaları için bir özgürlüktür.Velakin onunda bir sınırı var.Bir kimse bu benim mahremimdir diye her yerini açıp gösteremez.

 

Bazı kimseler hoca bu kadarda olmaz yahu?Bu kadarda abartma!Öyle şey olur mu hiç? demesinler?" Size çeşitli misaller verip bu hakikati izah edeceğiz inşallah.

 

Rusya'da bir kimsenin kardeşleriyle ve annesiyle evlendiği bir babanın kızıyla evlendiği ve Amiraka gibi sözde medeni hakikatte vahşi devletlerde ise insanların gayr-i fitri bir şekilde kendi cinsleriyle evlendiği ve nesillerin bozulmaya ve çürümeye gittiğini görüyoruz.Bu Efendimiz(s.a.v)'in ümmeti hakkında korktuğu en dehşetli şeylerden biridir.Ne yazıkki bu milletede bu fikirler aşılanmak isteniyor.Kur'anı kaldıramayan güçler,Kur'andan uzaklaştırarak kendilerine köle etmek,nesli bozmak istiyorlar.Sakın abartıyoruz sanmayın.Siz lutiliğin nasıl başladığını biliyormusunuz?Onlar en başta kadınlarına arkalarından yanaşırlardı ama nesil olan ve helal yerden değil.Bu hal onların ruhunda çöküntülere sebebiyyet vermiş ve kadınlarda alamadıkları zevki erkeklerde aramışlar.Erkeklerinde bulamadıkları sevgiyi kadınlar kendi cinslerinde aramışlar.Nesil felakete gitmiş.Sanki bu ümmette yokmu?Ne yazıkki bu dehşetli haller ta kapımıza kadar anadolumuza kadar gelmiş ve yayılmış.Allah masum evladlarımızı, masum kızlarımızı bu vahşetten bu dehşetli dalalet ve sapıklık ateşinden korusun.

 

İşte an beyan hakikat.Siz ya islama teslim olacaksınız veya bu bozukluğa hazırlanacaksınız.Zira bu bozukluk bir gün sizide vuracak.Uyan müslüman sadık insanlar istiyorsan uyan.Uyan eşini kardeşini neslini kaybetmeden uyan.

 

Dinimizin bize öğrettiği bazı öğretilerden biriside şudur ki; Hiç bir zaman evlenecek olan gençler yan yana beraber bırakılmamalı.Arada bir mahrem olmalı.Bu bir güvensizlik değil.Belki mühim bir tedbirdir.Daha evlenmeden okul sıralarında gayr-i meşru çocuklar doğuran,daha evlenmeden bütün mahremlerini açanların halleri buna bir misal olsun.

 

Ve yine şunuda bilelim ki islam fıkıhına göre dinimizin bize buyurduğu öğretilere göre hiç bir zaman bir damadın kardeşiyle eşi ve bir gelinin kız kardeşiyle beyi bir arada durmamalıdır.Bunu ben söylemiyorum sevgili kardeşlerim bunu hakikat söylüyor.Bunu Hazret-iMuhammed s.a.v söylüyor.Kimse gücenmesin.Bu konuyu anlamak isterseniz yaşanmış olan olaylar size misal olsun.Abisinin eşine tecavüz edip onu öldüren altınlarını çalan kimseleri unutmadı bu insanlık.

 

Ve askerde duyduğum yaşanmış bir hadiseyi size nakledeyim olayın sıcak noktasından belki bu sizin için bu konuyu anlamada daha netlik sağlar.

 

Bir genç askere gidiyor.Eşini kardeşine emanet ediyor.Ardından bir telefon geliyor."Abi biz yengemle kaçtık.Biz birbirimizi seviyoruz,mutluyuz.Bizi merak etme."O genç delikanlı yıkılıyor sinir krizleri geçiriyor.Olmuycak bir şey değil.Gel gelelim bunun neden böyle olduğuna.

 

Sufli nazarlarda serbeste-i nefis tezayüd eder.Dini değerlerle beslenmeyen ruhlar yengesinede göz diker kardeşinin eşinede.Allah ıslah etsin.Bunun asıl sebebi şudur ki;eş olacak zevç ve zevce evin diğer fertleri ile kan bağı olmadığından bir derece mahremiyet sınırından çıkar namahremliğe girer.Yani dışardan gelen bir kimse olsaydı onun kardeşiylede evlenebilirdi onada nikah düşerdi.Arada bir hemşire misali mahremiyet olmadığından serbeste-i nefis galayana gelir.Böyle vahşi hallere uçurumlara atar aile hayatını mahfeder.Onun içindir ki; Efendimiz (s.a.v) bir mahrem olmaksızın zevc ve zevcenin kardeşleriyle bir arada durmayı yasak etmiştir.Ateştir demiştir.Bir gelin eşinin kardeşinin yanında dışarıya çıktığındaki tesettür hassasiyetini göstermeli.Ancak bu şekilde bu felaketlerden kurtulabilirler.

 

Hem sevgili kardeşlerim bana söylermisiniz hangi düzen hangi nizam islam dininden başka aile yapısını bu denli güzel ve sarsılmaksızın düzenliyebilir.Hem zevci hem zevceyi razı edecek hem topluma faydalı fertler yetiştirecek bir aile kuracak.İmkanı yok islamdan başka hiç bir düzen bu güzelliği getiremez.

 

Hocam şakayla karışık eğer islami bir devlet olsa ilk kadınlar sokaklara dökülür isyan ederlerdi demişti.Zaten geçen günler içinde yapılan mitinglerde bunun numunelerini ekseriyetle gördük.Fakat islamı anlayamayan zavallılar bilselerdi islamda nice güzellikler var aynı tepki ve taraftarlıklarını Allah'ın dini üzerine gösterirlerdi.Selam bunu bilenlere selam Hazret-i Muhammed (s.a.v)'e kayıtsız şartsız tabi olanlara.Hemde bin selam.

 

Konuyu bitirirken şu son ihtarı ve tebliği ikazı yapmak istedim.Kulağıma geldiki temiz pak ve iffetli hanımlara iftira atılıyor şuç isnat ediliyor.Bu hal bizi hiddete getirdi.

 

Ey insanlar ey iftira atanlar ve ey iftiraya hiç bir delili incelemeksizin taraftar olanlar bir insanı lekelemek bu kadar ucuz mu?Bir insana kötü kadın hitabı vermek bu kadr basit mi?Allah sizi ıslah etsin.Allah sizi ıslah etsin emi.Beddua etmiyorum zira yakışmaz bize beddua etmek.Ama şunu diyorum.Bir kimseyi depresyona sokacak ve onu doktora götürecek kadr o kızı yapmadığı bir suçtan dolayı baskılar uyuglayacak bir kimse gerçek manada Muhammed s.a.vmin ümmeti değildir.Siz o kimseleri zina ederken gördünüz mü?Neye isnatla zina iftirasını ediyorsunuz?

 

Bende Hazret-i Aişe Annemize yapılan bu iftira gibi onun hakkında nail olan ayetleri okuyorum bu olay üzerine;

 

"O uydurma haberi getirip iftira (ifk) atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir ser sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. Iftirada bulunanlardan her birinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük bir azap vardır."

 

"Iftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"

 

"Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların ta kendileridir"

 

"Eğer Allah'ın lütuf ve merhameti, dünyada ve ahirette üzerinizde olmasaydı, yaydığınız fitne yüzünden, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu."

 

"Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz birşey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır "

 

"O asılsız sözü duyduğunuz zaman: "Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?" (en-Nûr, 24/1116).

 

YAZIK SİZE YAZIIIKK HEMDE ÇOOKKK YAZIK

Kıyamet gününde siz ey iftira ehli ve siz ey iftiraya destek olanlar siz ve Hazret-i Peygamber birde bu iftira attığınız kardeşiniz bir araya geleceksiniz.Hazret-i Peygamber sizden razı olmayacak.Hazret-i Aişemiz ahirette size bakmayacak.Hazret-i Peygamber size "Siz masum ve iffetli bir hanıma iftira attınız.Siz münafıkmıydınız?Siz hiç araştırmadan benim aişeme atılan iftira gibi bu kıza iftira attınız.Bu gün şefaatimi istiyorsunuz.Yıkılın karşımdan" derse ne diyeceksiniz?

 

Salat ve selam Allah'ın Resülüne ve Onun eşi Aişeye ve eşlerine ve ehl-i beytine ve namusunu korumak üzere yaşıyan tüm insanlığa.Allahın selam ve rahmeti magfiret ve bereketi hepinizin üzerine olsun.

Esselamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh ebeden daima.

 İLHAMİ BOR

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>

sevgi ve saygılarımla.. !

    Bu site© 2007 [İLHAMİ BOR]
    Tarafından yapılmıştır yozgat "İLHAMİ BOR" 2008 |TÜRKİYE MURAT AY
    www.muhammediyiz.blogcu.com sitemize hoşgeldiniz..İLHAMİ BOR